Şerit Komutlarını Atla
Ana içeriğe atla

ANASAYFA

:

Mardin_hk

Giriş
 
 
 
MARDİN
 
 
 
 
 
       Fırat ve Dicle nehirleri arasında Mezopotamya bölgesinde, tarih boyunca pek çok medeniyet yerleşmiştir. Bir dağın tepesinde kurulmuş olan Mardin, Yukarı Mezopotamya'nın en eski şehirlerinden biridir. 

     M.Ö.4500' den başlayarak klasik anlamda yerleşim, gören Mardin, Subari, Sümer, Akad, Babil, Mitaniler, Asur, Pers, Bizans, Araplar, Selçuklu, Artuklu, Osmanlı Dönemi'ne ilişkin bir çok yapıyı bünyesinde harmanlayabilmiş önemli bir açık hava müzesidir.
      Mardin'in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmiyorsa da kuruluşu Eski Yakın Doğu tarihine göre Subariler zamanına kadar dayanmaktadır. Alman Arkeologu Baron Marvan Oppenheim'in 1911-1929 yılları arasında yaptığı kazılardan elde edilen sonuçlara göre: Subariler'in Mezopotamya'da (MÖ.4500-3500) yaşadıklarını bu tespite sebep olarak da Sümer ve Babil katları arasında buldukları kiremitleri göstermiştir. Sümer Kralı Lugarzergiz MÖ.2850 yılında Akdeniz'e kadar uzandığı seferinde Mardin'i hükmü altına almıştır. Şehircilik, sulama ve tarım alanında ileri bir seviyeye ulaşan Sümerler, geniş fetihler sonucu güçlerini kaybedince 30 yıl sonra Mardin'i Akadlar'a bırakmışlardır(MÖ.282O). Akadlar, MÖ.2500 yıllarında Sümerler'le anlaşarak Akad-Sümer Devletini kurmuşlardır. Mardin, MÖ.2230Tu yıllarda Elam şehri oldu. Amuri ailesinin altıncı ferdi olan Hammurabi, Sümer topraklarını Babil'in idaresi altına alınca bu kez de Babil Devleti'ni kurmuş, ardından Yukarı Mezopotamya'ya saldırınca Mardin'i de istila ederek topraklarına katmıştır.(MÖ.2200-1925) MÖ.1925 yıllarında Mardin'i işgal eden Hititler, bir yıl sonra şehri terk etmişlerdir. İran dolaylarından gelen Ari Irkından Midiller, Mardin ve çevresini ele geçirmiştir. 500 yıl hüküm süren Midiller bilinmeyen bir sebepten Mısırhlar'a vergiye bağlanmışlar ve bir Midil Prensesini de Mısır Firavunu ile evlendirmişlerdir. MÖ. 1367 yılında Midiller arasında iç savaş çıkınca bu fırsatı bilen Asur Kralı Asurobalit, Mardin ve çevresini topraklarına katmıştır. MÖ. 1190'da Anadolu'dan gelen bazı Ari ırk kavimleri Mardin'i almışlardır. 60 yıl sonra I. Tıplatpalasır; Sincar, Nusaybin ve Mardin'den geçerek 20 bin Maşiki kuvvetinin koruduğu Kemecin'e saldırıp onları yendikten sonra Mardin ve çevresini tekrar ele geçirmiştir.MÖ.1060'da LAsurnasırbal zamanında Hititler birleşerek Gılgamış yakınlarında Asurlular'ı yenmişlerdir. Asurlular'm tekrardan kuvvetlenmeleri üzerine, Mardin Asur hakimiyetine girmiştir. MÖ.800 yılma kadar Asurlular'm elinde kalan Mardin, daha sonra Urartu Krallığı egemenliğine geçmiştir. Urartu Kralı Mimes zamanında Mardin 50 yıl Urartu idaresinde kalmıştır. MÖ.612 yılma kadar Sityaniler, M.Ö.618 yılında ise İran'dan gelen Midiler buraları ele geçirmiştir. MÖ.335 yıllarında Büyük İskender Mısır'ı aldıktan sonra Mezopotamya'ya gelerek İran'a gitmek için Mardin'den geçer. Buraları da istila eden İskender'in MÖ.323 yılının 28 Mayıs'mda Babil'de ölümünden sonra komutanları arasında devlet pay edilir ve Mardin doğu bölümünde kaldığı için Nikanır denilen General Slevkos'un payına düşer(MÖ.311) MÖ.131'de Mardin ve çevresi Urfa Krallığı(Abgarlar) topraklarına katıldı. MS.249'da Roma hükümdarı Filibos saltanatının 5.yılında bir isyan başlatıp IX.Abgar'ı memleketten kovmuştur. Şehrin Valiliğine de Hapsioğlu Uralyonos tayin edilmiştir. Bu arada Mardin'de Urfa'ya bağlı olduğu için Roma egemenliğine girmiştir. MS.250 yılında Dakiyos, Pers ülkesini zaptedmiştir. Bu sırada tahribat gören Nusaybin'i de onarmıştır. Mardin'de Bizanslar 640 yılında Hz.Omer'in kumandanlarından İlyas Bin Ganem'in işgaline kadar varlıklarını devam ettirmişlerdir. Mardin ve çevresi, 692'de Emeviler'in, 824'te Halife Memnun zamanında Abbasiler'in hakimiyetine girmiştir. Bu dönemde İslamiyet hızla yayılmıştır. 885-978 yılları arasında buralarda hüküm süren Hamdaniler'in kaleyi kesin olarak zaptedişleri 895 yılma rastlar.

      Doğal olan kalenin bazı yerlerine surlar yaptırarak bazı yerlerini de onararak günümüze kadar dimdik kalmasını sağladılar. 990 yılında ancak Musul'da tutunabilen Hamdaniler'in topraklarını birer birer ele geçiren Mervaniler, Mardin'i de zapt ederler.Mardin ve çevresinde çarşılar, camiler yaparak onarımlarla İpek yolu üzerinde bulunan bu önemli şehri ticari açıdan canlandırırlar. Mervaniler Devleti, Nusaybin'de 1089'da Selçuklular'a yenilerek onların hakimiyeti altına girer. Artuklular'dan İl Gazi Bey Mardin'i 1105'te ele geçirerek devletin başkenti yapar. Bu devletin 304 yıllık egemenliği sürecinde çok sayıda tarihi camii, medrese, hamam ve kervansaray yapılmış, birçok cami, medrese ve manastır onarılmıştır.Timur, Artuklular döneminde 1393'te Mardin Kalesini kuşatıp işgal etmeye çalışsa da başarılı olamaz.16.yüzyılın başında Akkoyunlular'ı egemenliğine alan Şah İsmail güçlü bir Şii devleti kurmayı başarır. Bu dönemde Anadolu'ya girip Şiiliği kabul etmeyenleri zalimce öldürmekten geri kalmaz. Bu durumu gören Mardin hakimi, şehri zulme ve yağmalamaya karşı, halkı korumak için kalenin anahtarını kan dökmeden Şah İsmail'e teslim eder.Mardin kesin olarak Osmanlıların eline geçmesi Mısır seferini düzenleyen Yavuz Sultan Selim zamanındadır. (1517) 1923 yılında Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte Mardin İl Statüsüne kavuşmuştur.
 
 İlimizin 2012 Yılı Tuik verilerine göre Nüfus Durumu:
 
 
İlçelere göre il/ilçe merkezi ve belde/köy nüfusu – 2012 Yılı Tuik verilerine göre.
  İl/İlçe merkezi Belde/Köy Toplam
Mardin Toplam Erkek Kadın Toplam Erkek Kadın Toplam Erkek Kadın
Merkez 86,948 45,158 41,790 52,306 26,241 26,065 139,254 71,399 67,855
Dargeçit 17,329 9,603 7,726 12,924 6,239 6,685 30,253 15,842 14,411
Derik 20,668 10,321 10,347 39,292 19,273 20,019 59,960 29,594 30,366
Kızıltepe 147,585 74,529 73,056 80,771 40,208 40,563 228,356 114,737 113,619
Mazıdağı 11,146 5,79 5,356 21,682 10,727 10,955 32,828 16,517 16,311
Midyat 60,425 30,635 29,79 45,117 22,049 23,068 105,542 52,684 52,858
Nusaybin 88,047 43,564 44,483 27,025 13,469 13,556 115,072 57,033 58,039
Ömerli 6,245 3,173 3,072 8,384 4,132 4,252 14,629 7,305 7,324
Savur 6,713 3,335 3,378 23,875 11,885 11,990 30,588 15,220 15,368
Yeşilli 13,006 6,643 6,363 3,538 1,762 1,776 16,544 8,405 8,139
TOPLAM 458,112 232,751 225,361 314,914 155,985 158,929 773,026 388,736 384,290
 
 
 
 
 
KIZILTEPE
  
 
İlimize yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta olup, ipekyolu üzerinde bulunmaktadır.
 
a)Tarihi Gelişimi
    Sarı taşların egemenliğinin ovadaki kudreti, milat öncesini tarihi süreç içinde günümüze taşıdığı değeriyle önemli bir yere sahip olan Kızıltepe’nin bilinen en eski adı Dunaysır’dır.
    Artuklular döneminde Urfa ve Diyarbakır’ı Musul’a bağlayan yollar üzerinde canlı bir konaklama ve ticaret merkeziydi. XIII. yüzyılın başlarında birkaç kez Eyyubiler tarafından yağmalanmış, daha sonra Selçuklu, İlhanlı, Memluk, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Timur yönetimlerinde kalmıştır. Dunaysır yerine Koçhisar adıyla anılan yerleşim bölgesi, Koçhisar adlı diğer yerleşim yerlerinden ayırmak için “Mardin Koçhisarı” olarak adlandırılmıştır. l5.yüzyılda Karakoyunlularla Akkoyunlular arasında el değiştirmiştir. l6.yüzyılda Safevilerin egemenliğine girmiştir. Mayıs 1515'te Bıyıklı Mehmet Paşa Komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından zaptedildiği tarihte İlçe İran hakimiyetinde olup, Şah İsmail’in kayınbiraderi olan Karahan Bey’in yönetimindeydi.

   1517'de Osmanlı topraklarına katıldı. (Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi) Artuklular döneminde çarşı, han, hamam, cami ve medreseleriyle önemli ve zengin bir yerleşme olmasına rağmen, sürekli yağma ve savaşlar nedeniyle Osmanlıların eline yıkıntı durumunda bir köy olarak geçmiş, süreç içinde gelişerek l931yılında   "Kızıltepe" ismi ile İlçe statüsüne kavuştur.
    İlçedeki tarihsel yapıların tümü Artuklular döneminden kalmadır. Bunların en önemlileri Kızıltepe Ulu Camisi, Harzem Tacettin Mesud Medresesi, Tarihi Taşköprü, Tarassut Kulesi ve Şahkulubey Kümbeti olarak bilinmektedir.
b)Coğrafi Durum :  
    Kızıltepe İlçesi Mardin İlinin güneybatısında yer alır. Doğusunda Mardin ve Nusaybin, batısında Derik ve Ceylanpınar İlçeleri, kuzeyinde Mazıdağı İlçesi ile güneyinde Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti sınırları ile çevrilidir. İlçe İl Merkezine 27 km mesafededir.
     İklimi Akdeniz iklimine benzer özellikler taşır. Yazları çok sıcak ve kurak kışları ise yağışlı ve ılımandır. Yıllık yağış ortalaması 300 mm3 tür. Yağışların az olması nedeniyle zaman zaman kuraklıklar yaşanmaktadır. İlçemizde nemlilik oranı 0 sayılabilecek bir orandadır.
 
 
 
MİDYAT
 
 
     İlçemiz Midyat'ın coğrafi olarak konumu, doğusunda Dargeçit ilçesi, batısında Ömerli ilçesi, kuzeybatısında Savur ilçesi, kuzeyinde Batman iline bağlı Gercüş ilçesi, güneyinde Nusaybin ilçesi, güney doğusunda ise Şırnak iline bağlı İdil ilçesi yer almaktadır. Bu ad, ibadet edenlerin dağı, diyarı anlamında kullanılır. Bu bölgenin yüzölçümü 10.000 Km2'den fazladır.

     İlçemizin ismi ve ilk kuruluşu konusunda, değişik görüşler bulunmaktadır. Bazı kaynaklara göre, İlçenin adı bir çok değişimlerden sonra Farsça, Arapça ve Süryanice karışımından meydana gelmiş "AYNA" anlamına gelmektedir.

     Başka bir rivayete göre de Midyat, Mağaralar Kenti anlamına gelen " MATİATE" kelimesinden ismini almıştır. Bu görüşü ileri sürenler, "MATİATE" isminin Asur yazıtlarında M.Ö. 9.Yüzyılda geçtiğini Asur imparatorlarından II. Aşurnasipal M.Ö. 879 yılında gururla: 'Matiate'yi (=Midyat) ve köylerini buyruğum altına soktum. Bol ganimet edinip, onları yüklü haraca ve vergiye bağladım' der.r. Bu görüşe paralel olarak Midyat'ta ilk yerleşim yerinin mağaralar olduğunu gösteren "Elath" mevkiinin (Midyat'a 3 Km. uzaklıkta ve Acırlı Beldesi yakınında bulunan Ziyaret-Mesire Yeri) Romalılar döneminden günümüze kadar geldiği söylenmektedir.

    1973 Mardin İl yıllığında İlçenin tarihçesi hakkında şu bilgiler yer almaktadır: Orta Asya'dan göçüp Anadolu'ya gelen Eti Türkleri, Mezopotamya dediğimiz Dicle ve Fırat Nehirleri arasında yer alan ve verimli topraklara sahip olan bölgeye yerleşmişlerdir. ( M.Ö. 2000 yıllarında ) Bölgeden geçişleri sırasında Midyat'ı büyük bir mağara şehri halinde kurup, hayvanlarını da burada barındırmışlardır. Midyat'ın altındaki mağaralar o devirlerde barınak olarak kullanılmışlardır. Bu mağaraların birbirleri ile bağlantıları vardır. Daha sonraları bu bölgeye Orta Asya Türklerinin öncü göçebeleri olan Komuk Türkleri gelip yerleşir.

    Bölgeye gelip yerleşen Komuklar, asırlarca Asurilerle savaşmışlardır. Bu dönemlerde Asurilerin birkaç defa bölgeyi ele geçirdiği görülmektedir. Ancak bu istilaları pek uzun sürmez ve her defasında çekilmek zorunda kalmışlardır. Nitekim Asur Hükümdarı Tıglatninip zamanında Komuklar, tamamen duruma hakim olmuşlardır. M.Ö. 500-100 yılları arasında bölge, değişik kavimlerin istilasına uğramıştır. Makedonyalılar, Persler, Romalılar bu bölgede hüküm sürmüşlerdir. Midyat' ın asıl meskun hale gelişi veya bölge olarak kuruluşu Selefkuslar devrine rastlamaktadır (M.Ö.180 Yılları).

    M.S. V. yy kadar Hıristiyanlık bölgeye hakim olmuştur. VI. asırdan sonra, İslamiyet' in yayılışı ile birlikte Arap akınları başlamış ve VII. yüzyılda Halit B. Velid orduları bölgeyi fethetmişlerdir. Abbasiler döneminde bölgede imar ve kalkınma hareketleri görülmüştür. Midyat köylerinin ekserisi Harun El Reşit döneminde kurulmuştur. Harun El Reşit'in oğlu Memun'un Türk-Arap karışımı olarak kurduğu büyük bir ordu Cizre-Mardin eski patika yolu boyunca yüz karakola yerleştirilmiştir. Mahalmiler böyle doğmuşlardır. Midyat ve çevresindeki köylere verilen "MAHALMİ" adı buradan gelmektedir. Mahalmi; yüz mahalle, yüz yer, yüz ordugah anlamına gelir ve bugün de Cizre'den Mardin'e kadar eski patika yolu, özellikle eski Bağdat yolu üzerindeki ( bu kervan yolu üzerindeki) bu köyler, Türkçe, Süryanice ve ağırlıklı olarak Arapça karışımı Mahalmice diye tabir edilen bir dili konuşur.

    XI. yüzyılda Artuk Devleti genişleyerek, batıda Halep, doğuda Musul ve Bitlis, Kuzeyde Harput (Elazığ), güneyde Darzuru içine alır.İşte Midyat da, bu dönemde Mardin, Hasankeyf ve Musul eyaletleri arasında irtibat vazifesi gören bir bölge olarak en parlak devirlerinden birini yaşamıştır. Bu tarihte bölgenin merkezi Derizbin ( Acırlı ) köyüdür. Derizbin beyleri Artukoğullarına bağlı yarı müstakil bir beylik olarak hüküm sürüyorlardı. Mervaniler ve Eyyübiler'den sonra Midyat 1535 yılında Bıyıklı Mehmet Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilmiştir. 1838 yılında Diyarbakır Valisi Ali Paşa tarafından ziyaret edilen Midyat'ta, bir redif taburu teşkil edilir.

    1810 yılında ilçe olan Midyat, 1915'te Cevat Paşa tarafından imar görülmüştür. Askeri Kışla, Cevat Paşa Camii ve Ulu Camii bu dönemde inşa edilmiştir.
 
 
 
 
 
NUSAYBİN
 
 
    Nusaybin eski bir yerleşme merkezi olup, bilinen en eski ismi Nisibis’tir. MÖ.3000’lerde Hurrilerin yurdu olan bu yöre MÖ.XIV.yüzyılda Mitanni krallığının egemenliği altına girmiştir. Nitekim Nusaybin’in kuzeyindeki Gırnavaz Tepesi’nin güney eteklerindeki kalıntılar bu yerleşimin Mittani krallığının merkezi olduğunu göstermektedir. Yöreye daha sonra Aramiler yerleşmiş, MÖ.XIII.yüzyılda Asurlular buraya hakim olmuştur. Medlerin, Babillerin ve Perslerin egemenliğinden sonra da MÖ.331’de de Makedonyalılar Anadolu’nun büyük bir bölümü ile birlikte burasını da kendi topraklarına katmışlardır. İskender’in ölümünden sonra yöre bir süre Seleukosların egemenliğine girmiş, daha sonra da Tigranes buraya egemen olmuştur.
    Nusaybin Roma döneminde birkaç kez Sasanilerin eline geçmiş, daha sonra Bizanslılar ile Sasaniler çoğu kez burada çatışmışlardır. MS.V.yüzyılda Nusaybin Nasturilerin önemli bir dini merkezi olmuştur. Araplar zaman zaman buraya akınlar düzenlemiş ve yöreye hakim olmuşlardır. Bu dönemde de Bizanslılar ile Araplar sürekli savaşmışlardır. Yöre Hamdani ve Mervani yönetimlerinden sonra Selçuklu, Artuklu ve Eyyubi egemenliği altına girmiştir. XIII.yüzyıldan sonra Moğollar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safaviler yöreye hakim olmuşlardır. Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında (1517) Osmanlı topraklarına katılmıştır.

   Gırnavas Höyüğü Nusaybinin 4 km kuzeyindedir. Marin Şehir Kalıntısı, Marin Kalesi, Dimitros Kalesi, Mor Ambaham Manastırı, Yeni Kale, Şirvan Kalesi, Mor Yakup Kilisesi ve kilisenin 5-6 metre derinlikte bulunan zemin katta Mor Yakup Mezarı, Mor Evgin Manastırı, Mor Yuhanna Kilisesi burada bulunmaktadır.
NUSAYBİN ÇAĞ ÇAĞ VADİSİ(ARKEOLOJİK SİT ALANI)
     Çağ Çağ Vadisi kuzey Mezopotamya sınırları içersinde yer almaktadır. Cezire bölgesi olarak da bilinen kuzey Mezopotamya bölgesi 17. yy Arap coğrafyacısı İbn Şaddad, “el-A’lak el-Hatira fi zikr umarâ’üş-Şam ve’l-Cezira” adlı eserinde Diyar- Rabia, Diyar-ı Bekr ve Diyar-ı Mudar olarak Cezire Bölgesini üçe ayırır. Bu söz konusu bölgelerden Diyar- Rabia’nın başkenti Nusaybin’dir. Eski Asur metinlerinde Kaşiyari bölgesine yapılan seferlerde adı sıkça geçen Nasipina/Naşipina günümüz Nusaybin ile bir tutulmaktadır. Çağ Çağ Vadisi’nin de içinde bulunduğu Kaşiyari Bölgesi, aslında bir dağ adı olup, klasik çağlardaki Strabon’un ve Ptolemeus’un coğrafyalarında Mons Masius (Masius Dağı), Teofilakt’a göre “İzala Dağı”, daha sonraki dönemlerde ise Tur Abdin (Esirler/Kullar Dağı) adını almıştır. Nusaybin-İdil ve dolayısıyla Çağ Çağ Vadinsin içersinde bulunduğu kısım ise Süryani kaynaklarında İzlo Dağı kimi zamanda Beth Gawgal olarak geçmektedir. Tur Abdin dağlık bölgesi 200 km uzunluğunda olup Cezire ovasını kesen güneydeki Sincar-Abdülaziz sistemine göre daha büyük bir kütleyi temsil eder. Adı geçen kütle III. Jeolojik devirde Toros Kıvrımları’nın oluşum sürecinde ortaya çıkmıştır. Genel olarak kalker katmanlı bir yapıya sahip olan dağ kütlesinde yer yer kül renkli ya da sarı marnlı kalkerler, kornişlerin olduğu seviyelerde kırmızı ya da pembe renkli paleosen döneme ait kalkerlere de rastlamak mümkündür. Çağ Çağ Vadisi’nin ortalama yüksekliği 500m civarında olmakla beraber Tur Abdin Dağ silsilesinin doruklarında bu rakam ortalama 1000-1100m sevilerine kadar çıkmaktadır.

     Mezopotamya üzerine yapılmış olan tarihi coğrafya çalışmaları incelendiğinde güney Mezopotamya ve Anadolu’yu bir birine bağlayan çeşitli önemli yolların Tur Abidin bölgesinden geçtiğini görülecektir. Söz konusu bu yolların en önemlilerinden bir tanesi Kaşiyari yoludur. Yukarıda genel coğrafi özelliklerine kısaca değindiğimiz Kaşiyari Bölgesinin ismi ilk olarak Hititlerin başkenti olan Boğazköy metinlerinde geçmektedir. Bölgedeki bağcılık ve tahıl üretimi belli oranda ekonomik önem taşısa da, Kaşiyari’nin antik dünyadaki önemi, bölgeyi Diyarbakır ve dolayısıyla Anadolu’ya bağlayan stratejik yollara sahip olmasıdır. Bu yollardan ilki Günümüz Cizre-Babil Köyünden (Antik Şubnat garnizonu) başlamaktadır. Nusaybin-Çağ Çağ Vadisi çevresinden geçen bir diğer yol ise; günümüz Suriye sınırı boyunca devam eden Tur Abdin’nin hemen güneyinde doğu-batı bağlantıyı sağlayan yoldur. Bu yol güneyden itibaren Habur ve Çağ Çağ Vadilerini takip edip Habur yolu ile birleşir, böylece güzergâh Fırat’tan çıkarak antik Dur Katlimmu (Tell Şaih Hammad), Katni, Kahat (Tell Barri) ve Nasibinayı bir birine bağlamaktaydı. 

     Nusaybin’den geçen her iki yol ( doğu-batı ve Habur yolu) ve Kaşiyari yolu doğal bir geçitle, yani Çağ Çağ Vadisiyle bağlanmaktadır. Bu bağlantıyı ispatlayan Roma ve Erken Bizans Dönemlerine ait konaklama yerleri ve yol kalıntıları günümüzde halen açıkça görülebilmektedir. Vadinin her iki tarafında bulunan karakol görünümündeki kaleler Gerek Asur gerekse de daha erken dönemlere ait buluntular vermektedirler. Bu kale ve diğer yapılara daha sonra detaylı değinilecektir. Bu yolun devamında Antik Matiyatu/Yatu günümüz adıyla Midyat’a ulaşılır buradan Hasankeyf üzerinden Diyarbakır veya Midyat’a varmadan vadi batıya doğru takip edilerek Mardin ve oradan tekrar Diyarbakır ve dolayısıyla Anadolu’ya ulaşılmaktadır. Çok erken tarihlerden beri doğal bir geçiş alanı olarak kullanım gören Çağ Çağ Vadisinde yaptığımız incelemeler sonucunda tespit ettiğimiz başlıca ören yerlerini kaya mezar, Karakol niteliğinde kaleler, çeşitli konaklama yerleri, kiliseler, tahkimli Şehirleri ile beraber kaleler, yamaç yerleşimi tarzı höyükler, doğal mağara yerleşimleri, türbeler, antik yollar gibi başlıklar altında sınıflandırmamız mümkündür. Bunları kısaca belirtmemiz gerekirse;
     M.Ö. II Bin’de önemli bir Mitanni merkezi olan Nabula veya Nisibis güneydeki Asur tehlikesi karşı bu vadiyi çok amaçlı kullanmış olmalıdır. Yukarıda bahsettiğimiz kalelerde yapılacak detaylı incelemelerde bunun görüleceği kanaatindeyiz.
     Çağ Çağ Vadisinin arkeolojik potansiyelinin yanında bereketli bahçeleriyle de ele alınması gerekmektedir. Söz konusu vadi kerestecilik ve meyve üretimiyle önemli bir gelir kaynağıdır. Vadide; Şarpıze (Kış mevsimine kadar bulunur), Verdani, Çurık, Dêvani, Caniyê, Devrovi gibi üzüm çeşitleri, Kulhırmi, Zerê Bırahimki, Sor-i Sosini, Şinek, Payızi ve Rızki gibi incir çeşitleri ayrıca, nar, şeftali, elma, tüysüz şeftali, kayısı, badem, erik, vb. birçok meyve yetişmektedir.
    Çağ Çağ Vadisinde bulunan arkeolojik alanlar, binyılların birikimi sonucu ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Vadi taban ve yamaçları geçiş alanı ve konaklama yerleri olarak kullanıldığından büyük kale ve karakollar vadinin zirvesinde kurulmuştur. Çağ Çağ Vadisinde var olan ören yerlerinin kuzey Mezopotamya Dağ Kültürü ve Kuzey-Güney ilişkisinin anlaşılması bakımından çok önemli ve korunması gerektiği kanaatindeyiz. Vadide yaptığımız çalışmalar sırasında bölgede yaşayan halk ile yaptığımız Etno-Arkeolojik çalışmalarda tespit ettiğimiz ören yerlerinden çok daha fazla bir potansiyelin olduğu anlaşılmıştır. Daha geniş bir süre zarfı içersinde vadide yapılacak yüzey araştırmalarında bu potansiyelin ortaya çıkacağına inanmaktayız.
    Çağ çağ vadisi Urfa koruma kurulu tarafından 30.3.2007 de arkeolojik sit alanı olarak kabul edilmiştir.
ZEYNELABİDİN TÜRBESİ
    Nusaybin ilçesi merkez Zeynelabidin Camii külliyesiyle ilgili Müze arşivinde yapılan incelemede, Camiinin 1991 yılında külltür varlığı olarak tescil edilerek koruma altına alındığı anlaşılmıştır.
    Zeynelabidin Camii Külliyesi: Cami, minare, iki türbe: Zeynelabidin ve onun kız kardeşi Sitti Zeynep Türbeleri, Şadırvan, Medrese odaları (günümüzde, Kız öğrenci Kuran Kursu),Mezarlık alanı ve yeni abdesthane yapılarından müteşekkildir. Türbe üzerindeki kitabeye göre yapı hicri altıncı yüzyıl- miladi 12. yüzyılda yapılmıştır.
    Külliye yapı olarak bahçeli açık avlulunun içerisinde şekillenmiş olup; genel olarak L plan  şemasında kesme taş malzemeyle inşa edilmiştir. Avlunun doğu kısmındaki minare 1956 yılında yapılmıştır. Kuzeyden giriş yapılan, Cami harim mekânı kare planda olup kalınpayelerle destekli çapraz tonozla örtülmüştür. Caminin mermer mihrap ve minberi yeni yapıdır. Yapı sonraki dönemlerde onarılmış ve bu onarımlarla revaklı son cemaat mekânının üzerinde bayan ibadet mahfili eklenmiştir.
   Cami ibadet mekânının güney batı köşesinde taş basamakla inilen ve kubbe ile örtülü kare planlı mekânda: Hazreti Muhammedin (s.a.v) ehli beytinden hazreti Hüseyin'e 13. Kuşaktan torun olan Molla Zeynelabidin Türbesi yer almakta olup; türbenin batı bitişiğinde ise  Zeynelabidirıin kız kardeşi: Seyyidete Sitti Zeynep Türbesi mevcuttur. Söz konusu mezarlar kubbe ile örtülü sanduka tipli olup; üzerleri Arapça ayet yazılı yeşil örtüyle kaplanmıştır.  Türbe kapısı üzerindeki Arapça kitabede yapının hicri 553 yılında inşa edildiği yazılıdır. Bu hicri yıl, miladi 1159 yılına denk gelmektedir;  böylece Külliye yapısı miladi 12. Yüzyıla tarihlenmektedir. Ayrıca Sitti Zeynep türbesinin cephesindeki başka bir onarım kitabesinde miladi: 1821 tarihi okunmaktadır.
    Külliyenin batı kısmı eskiden medrese iken günümüzde Kız Kuran Kursu ve Türbe ziyaret mekânlarındarı müteşekkildir, bu bölümlerin batısında ise yeni abdest mekanları mevcuttur. Avlunun kuzey kesimi bahçe ile çevrelenmiştir. Avlunun batı köşesinde abdest şadırvanı yer almaktadır. Caminin doğu ve güney cephelerinde büyük mezarlık alanı mevcut olup; doğu bitişiğindeki süslemeli (sarıklı) taş sanduka tipli mezarlar Tayyi aşireti şeyhlerine ait olup; 19. yüzyıl geç Osmanlı dönemine tarihlenmektedir. Diğer mezarlar ise günümüze aittir. Ayrıca Müze arşivinde bu mezarlıkla ilgili herhangi bir tescil kaydı bulunmamaktadır.
    Zeynelabidin Camii Külliyesinin doğu avlu cephesi bitişiğinde ise miladi: 4.yüzyıla tarihlenen Mor Yakup Kilisesi (Manastır) yer almaktadır. Günümüzde iki yapı Cami ve Kilise arası tek avlu olarak birleştirilmiş ve kilise tarafı kazısı tamamlanmıştır. Söz konusu alan ve yapıların Bakanlığımız tarafından kültür inanç parkı olarak turizme açılması planlanmaktadır. 14.11.2011   (*Mardin Müze Müdürlüğü Sanat Tarihçisi Mehmet Deniz ve Müze Araştırmacısı Vehbi Yurt tarafından hazırlanmış rapordur.)
 
 
 
 
 
 
DARGEÇİT
 
  
 
     Dargeçit için tarih boyunca değişik adlar kullanılmıştır. Bunlardan bazılar; Kher-Boran, Kfar-Boran, Kerburan, Kerboran isimleridir. 

    Tarihi çok eskilere dayanan Dargeçit'nın bilinen eski meskunlarının burada yasayan Süryaniler ve Kürtler olduğu biliniyor. Milattan sonra 4. yüzyılda Samanilerin iktidarı döneminde Dargeçit ve yöresi Hristiyanlıkla tanışır. O dÖnemde Hristiyanlaşan kesim yalnızca yörede yaşayan Süryanilerdir. Kürtler ise o tarihte çoğunlukla Zerdüşt inancına mensupturlar. Arapların bölgeye gelmesiyle Kürtler İslam dinine geçerler. 

    Çok dinli bir yer olan Dargeçit Müslüman, Hıristiyan(Ortodoks ve Katolik) ve Yezidileri barındırmıştır. Mezopotamya'nın yani Dicle ve Fırat arasındaki bölgenin insanlık tarihinin ve medeniyetindin başladığı yer olduğunu dikkate alırsak, Dargeçit'in tarihinin ne kadar eskilere dayandığını anlayabiliriz. 

    Dargeçit'e ilk yerleşenlerin Mardokeliler diye bilinen bir aile olduğu rivayet ediliyor. Kesin olarak hangi tarihte olduğu bilinmemekle beraber Süryani bir ailenin şehri kurduğu söyleniyor. Zamanla aldığı göçlerle büyüyen Dargeçit 1900'lerin basında beş yüz ailenin yasadığı bir şehir oluyor.

     Kiliseler Hristiyan Ortodoks Kiliseleri: Arbaye Mor Sabo Kilisesi (Su an yıkık durumda)Arbaye Mor Gevargis Kilisesi (Su an kapalı durumda) Kerboran, Merkez Meryem Ana Kilisesi (Su an kapalı durumda) Kerboran, Merkez Mor Kuruyakos Kilisesi (Su an kapalı durumda) Kerboran, Merkez Bethil Kilisesi (Su an kapalı durumda) Hristiyan Katolik Kiliseleri: Kerboran, Merkez Suriye Katolik Kilisesi (Su an kapalı durumda)
İlçenin Özellikleri
     Dargeçit, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin güneyindeki Mardin iline bağlı bir ilçe merkezidir. Mardin’e 110 Km uzaklıkta, en yakın yerleşim yeri olan Midyat ilçesine de 40 Km mesafededir. Yüzölçümü yaklaşık olarak 550 km2dir. Ortalama rakım 900 m civarındadır. Doğusunda Şırnak ilinin Güçlükonak ilçesi, batısında Midyat, kuzeyinde Batman iline bağlı Gercüş ilçesi, güneyinde ise Şırnak iline bağlı İdil ilçesi bulunmaktadır.
     Dargeçit ilçesi 37-38 kuzey paralelleri ile 41-42 batı meridyenleri arasında yer almaktadır.Güneydoğu Anadolu Bölgesi genel olarak dağlıktır. Dargeçit ilçesi Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin en dik ve engebeli topraklarına sahiptir.Dargeçit ilçesinin arazisi genellikle engebeli olmakla beraber çok yüksek dağı yoktur. En yüksek dağı kuzeydoğusunda bulunan “Site” dağıdır. Dargeçit ve çevresinde ormanlık sahalar yok denecek kadar azdır.
    İlçemiz idari yapısında, kaymakamlıkla birlikte adliye teşkilatı, ilçe jandarma komutanlığı, nüfus müdürlüğü, mal müdürlüğü, özel idare müdürlüğü, tapu sicil müdürlüğü, ilçe tarım müdürlüğü, icra müdürlüğü, milli eğitim müdürlüğü, müftülük, sağlık gurup başkanlığı, PTT, TEDAŞ ve sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfı, emniyet amirliği ve 2009 yılı itibariyle Ziraat Bankası faaliyet göstermektedir. İlçemizde mevcut henüz askerlik şubesi başkanlığı bulunmamaktadır.
     İlçe merkezinde akarsu bulunmamaktadır. İlçenin 10-12 km uzaklığından Dicle Nehri geçmektedir.İlçe sınırları içinde doğal sayılabilecek göl yoktur. 
   İlçe ve civarındaki köylerde turistlerin ilgisini çekecek turistik alanlar bulunmamaktadır. Yalnızca ilçe merkezinde biri Ortodoks diğeri Katolik mezhebine ait iki kilise ve ikide mezarlık bulunmaktadır.
    Geleneksel yapıya uygun olarak Dargeçit ilçesinde ekonomi büyük ölçüde tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Ne var ki arazi yapısı tepelik ve taşlık olduğundan tarıma elverişli arazi yok denecek kadar azdır. Bu yüzden de tarımsal üretim çok düşüktür.
    İklimi: İlçeye genelde karasal iklim hâkimdir. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlıdır. Rüzgarlar çoğunlukla doğu ve güneydoğudan eser. Genellikle yağmurlar kışın ve ilkbaharda yağar.
    Bitki Örtüsü: İlçenin bitki örtüsü önceleri gür meşe ağaçlarından meydana gelen orman iken son zamanlarda çeşitli sebeplerden dolayı bu ormanlar tahrip edilmiştir.
    Belediyeler : Merkez Dargeçit Belediyesi, Sümer Belediyesi ve Kılavuz Belediyesi
   Köyleri : Akçaköy, Akyol, Altınoluk, Alayurt, Altıyol, Bağözü, Batur, Baysun, Beğendi, Belen, Bostanlı, Çatalan, Çatalçam, Çavuşlu, Çelikköy, Çukurdere, Değerli, Gürgen, Gürışık, Ilısu, Karabayır, Kartalkaya, Kısmetli, Korucu, Kumdere, Kuşluca, Ormaniçi, Suçatı, Tanyeri, Tavşanlı, Temelli, Ulaş, Yanılmaz, Yoncalı
 
 
 
 
 
 
DERİK
 
 
İlçenin Özellikleri:
            
     Derik İlçesi (610) sene önce Turan Türklerinin Kayıhan aşireti tarafından kurulmuştur. Bizans, Acem ve Türk akınlarına zaman zaman uğramıştır. Bir zamanlar Hıristiyanlar ve Ermeniler bölgede sayı olarak çoğunluk sağlamışlardır.
    İlçede Belediye teşkilatı 1874 yılında kurulmuştur. İlçe 1926 yılına kadar Diyarbakır iline bağlı iken, bu tarihten sonra Mardin İline bağlanmıştır.
    İlçenin adı Farsça “Dikenlik” anlamına gelen “Dirrik” kelimesinin zaman içinde değişime uğramasının yanı sıra bir zamanlar İlçede Hiristiyan manastırlarının çoğalmasına bağlı olarak da “Der” kelimesinin yerel dilde “Kilise” anlamına geldiği .”Derik” kelimesinin Kiliseler Diyarı diye anıldığı da ifade edilmektedir. Nitekim İlçede 40 yıl öncesine kadar 6 Kilisenin olduğu, bu gün ise bu sayının 1’e düştüğü bilinmektedir.
    Yörede mevcut tarihi eserlerin en önemlileri Tepebağ (Telbisim) ve Beşkavak (Hofi) harabeleri ile tarihi Hisaraltı (Rabet) Kalesidir.
    İlçe Mardin İlinin Batısında yer almaktadır. Kuzeyinde Mazıdağı ve Çınar, Güney ve güney doğusunda Kızıltepe, Batısında Viranşehir İlçeleriyle çevrilidir. İlçenin yüzölçümü 1367 Km2 olup, Denizden 780 metre yüksekliktedir. İlçenin Doğu ve Güneydoğusu ovalık olup, arazinin % 70’ini kapsamaktadır. Kuzey tarafı ise dağlık bir yapı arz eder. İlçe ile Mazıdağı İlçesi arasında Turcel Dağları yer almaktadır. Bu dağlar üzerindeki Gıriguzi tepesi İlçenin en yüksek tepesi olup, 1208 metre yüksekliğe sahiptir. Bu dağlar arasında derin vadiler yer almaktadır.
    İlçe iklimi tropikal iklime daha yakındır. Kış ve ilkbahar başlarında esen “baykür” adı verilen rüzgar meşhur ve etkilidir.
    İlçede büyük akarsu yoktur. Mevcut akarsular küçük çay ve dereciklerden oluşmaktadır. Bunların başlıcaları Şip deresi, Circip deresi ve Turcel dereleridir. Durgun su olarak DSİ tarafından yapılan Künreş, Şerefli, Yıldız ve Dumluca göletleridir.
    İlçe topraklarında, geçici barınma imkanı sağlayan muhtelif büyüklüklerde (16) mağara mevcuttur. Bunların en önemlilerinden 100 kişilik kapasiteli Beşbudak köyüne bağlı Sıltok, Bozok köyü doğusunda yer alan 200 kişi kapasiteli habis, 500 kişi Kapasiteli Herzin ve Çayköy köyünün doğusunda bulunan 200 kişi kapasiteli Kürtük mağaralarıdır.
    İlçenin başlıca ana geçitleri Derik geçidi, Zeytin pınar geçidi, Sadan geçidi, Oğancı geçidi ve Deveboynu geçitleridir.
    İlçenin Bozok köyü Kuzeyi ile Meşeli köyü civarı kısmen meşeliktir. Büyük bir kısmı da tarım yapmaya müsait düzlüklerdir.
    Keloşk, Aşağıkürşiran isimli yaylalarında sınırlı göçer hareketleri mevcuttur.
    İlçede önemli bir maden bulunmamakla beraber, İlçe sınırları içinde Tepebağ Mahallesi, Gırkemin ve Gırrövi tepesi ile Bozbayır köyü Gırıtara tepelerinde çimento yapımında kullanılan ponza taşı (Madeni) vardır.
    İlçenin Güney ve Güneydoğusundaki köylerin tarıma elverişli arazilere sahip olmaları ve bu arazilerin verimli oluşu sebebi ile refah düzeyleri dağ köylerine oranla daha yüksektir.                                                                                                                                
    Ova köylerinde önemli ölçüde Buğday, Arpa, Mercimek, Pamuk, Nohut, Kavun, Karpuz ekimi ve üretimi yapılmaktadır. Bu ekinlerin 514.940 dekarı kuru, 119.430 dekarı sulu olmak üzere toplam 634.370 hektarlık alanda yapılmaktadır. İlçe merkezinde Zeytin yetiştiriciliği yapılmaktadır. İlçe merkezi için önemli bir gelir kaynağı olan zeytin ağaçlarının ilçedeki toplam sayısı 103 bindir. Yıllık zeytin üretimi 3500 ton olup, genellikle İlçe dışına satımı yapılmaktadır. Bağcılık da İlçe için önemli bir gelir kaynağıdır. İlçede 13.390 dekar alanda bağcılık yapılmaktadır.
    İlçede yapılmakta olan tarım büyük oranda kuru tarım şeklindedir. Sulanabilir arazi miktarı 65.000 dekar kadardır.GAP projesinin devreye girmesiyle tarım ürünleri miktarında önemli artışlar sağlanabilecektir.
    Ova köylerinde tahıl üretimi yoğun ve yaygındır.  Dağ köylerinde ise hayvancılık gelişmiştir. Az miktarda da hububat ve çeltik ekimi yapılmaktadır. İlçeye bağlı köylerde toplam 16.500 büyükbaş ve 197 bin küçükbaş hayvan bulunmaktadır.
Derik ve Çevresinde Hüküm Süren Uygarlık ve Devletler
Millattan Önce:
3000 Mittaniler
2350 Akkad veSümerler
2300 Akkadlar
2216 Sümerler
1800 Babil
1595 Kasiler
1350 Asurlular
612 Medler
585 Persler
330 Büyük İskender Dönemi
327 Selefkoslar
129 Partlar
83 Büyük Tigran Yönetimi( Ermeni Krallığı)
66 Romalılar

Millattan Sonra:
200 Sasaniler
600 Caris Oğlu Arus Yönetimi
639 İyad B. Ganem komutasındaki islam orduları tarafından fethedilme. (Hz.Ömer Dönemi)
639-739 İslam dinine giren Arsus Kızı Mariye ve Torunu Amuda Dönemi
739-837 Yılına kadar bu yöreler yıkık ve virane kaldı
837-894 Musul Hükümdarı Al-i Hamdan Dönemi
894 Halife 16. Mu'tadıt Billah tarafından Mardin ve çevresi boşaltıldı.
930-977 Nasırüddevle Hasan Dönemi
977-1084 Mervaniler Dönemi
1105-1400 Artuklu Devleti Dönemi
1394 Moğol İmparatoru Timur'un Talan ve istilası.
1400-1468 Karakoyunlular Dönemi.
1468-1507 Akkoyunlular Dönemi.
1507-1515 Sefevi Devleti Dönemi.
1515-1923 Osmanlı İmparatorluğu Dönemi.
1923 Cumhuriyet Yönetimi.
 
 
 
 
 
 
 
MAZIDAĞI
 
 
a)İlçenin Tarihi :
     İlçe merkezinin bir yerleşim yeri olması Bizanslılara kadar uzanmaktadır. İlçemiz  Fransız İşgalinden 21 Kasım l919 da  tamamen kurtarılmıştır. Önce Savur  ardından da Derik ilçesine bağlı bir nahiye iken 9 Haziran 1937 yılında ilçe statüsü kazanmıştır. İlçenin eski adı Şamrah olup, "Şamrah" ismini Diyarbakır dan Şam'a giden kervan yolu üzerinde oluşu nedeni ile almıştır. Mazıdağı ismi ise, etrafının dağlarla çevrili olması ve bu dağların mazı ağaçları ile kaplı oluşundan almıştır.
    Zambırhan ve Asrihan iki mağaraları Taş Devrinden kalmadır.
Kervanların bu mağaraları daha sonraları konaklama amacı ile kullandıkları anlaşılmıştır. İlçenin batısında Şamrah Kalesi namıyla anılan kalenin yanı sıra Gümüşyuva Köyünde Bizanslılar tarafından bulunup işletilen gümüş madeni ve bu madeni korumak amaçlı yapılan kale ve müstahkem yerler aynı yerde bulunan Kilise kalıntıları tarihi bir nitelik taşımaktadır.
  b)Coğrafi Yapısı:
    Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Dicle bölümünde Mardin ilinin Kuzey Batısında bulunan bu ile bağlı bir ilçe merkezidir. Güneyinde Derik, doğusunda Merkez ve Savur ilçesi, kuzeyinde Diyarbakır’ın Çınar ilçesi, batısında ise Urfa’nın Viranşehir ilçesi bulunmaktadır. Mazıdağı 94 km’lik Diyarbakır-Mardin karayolunun 50. km’sine, 12 km’lik yol ile bağlıdır. İlçe Matematik konum olarak 40-41 doğu meridyenleri ve 37-38 kuzey paralelleri arasında yer almaktadır. İlçenin denizden yüksekliği 1030 metre olup, yüzölçümü 869 km2 ‘dir.
    Orman alanımız 38.925 Ha. Ormanlık, 182.878,5 Ha. Açık alan olmak üzere toplam 221.803,5 Ha. Orman sahası mevcuttur. Mevcut ormanlar genelde Mazı ve Meşe ağaçlarından oluşmaktadır.  İlçemizde yazlar sıcak ve kurak,  kışlar soğuk ve yağışlıdır, tipik bir karasal iklim görülmektedir.
c)Nüfus Durumu:
    Adrese Dayalı Nüfus sayımı doğrultusunda 31.12.2009 tarihinde İlçe Merkezinde 10.189, Köylerde 22.209 kişi olmak üzere toplam 32.398 kişiden oluşan nüfus tespiti yapılmıştır.
 
 
YERLEŞİM YERİ(2009)
NÜFUS
%
CİNSİYETİ
NÜFUS
%
MERKEZ
10.189
31.5
KADIN
16.112
49.73
KÖYLER
22.209
68.5
ERKEK
16.286
50.27
TOPLAM
32.398
100
 
32.398
100
 
d)İdari Yapı Durumu :
     İlçeye bağlı 51 köy, 19 Mezra olmak üzere toplam yerleşim yeri 70 dir, 2 Mezra boştur. Köy ve Mezralarda toplu yerleşim hakimdir. İlçeye bağlı Bucak bulunmamaktadır.
 
e)Sosyal Durum:
    İlçemize bağlı köylerde geçmişten gelen kan davaları vardır. Özellikle son yıllarda köylerde kan davalarında artma vardır. İlçede aileler arasında meydana gelen husumetleri ortadan kaldırmak için Devlet ve İlçenin ileri gelenleri bu konuda girişimde bulunsalar bile barışmalarda maddi sebepler göz önünde bulundurulduğundan bu girişimler sonuçsuz kalabilmektedir.
    İlçe halkı genelde toprağa bağlı olup, ekonomik nedenlerden dolayı genelde Manisa, Adapazarı, Ankara, illerine geçici olarak göç etmektedir. Ekonomik yönden Diyarbakır ili, Mardin ili ve Kızıltepe ilçesi ile bağlantı vardır.
    İlçede; Pazar, Panayır ve Festival gibi sosyal ve ticari etkinlikler düzenlenmemektedir.
   İlçemizde 3 aşiret bulunmakta olup halkın üzerinde pek etkileri yoktur. Bunlar, Gançoi, Yakubi, Bilekçi aşiretleridir.
   Pirğetap Türbesi:  İlçemiz Ömürlü Köyünde bulunan PİRĞETAP türbesi ile ilgili yazılı bir belge olmayıp bir din bilgini olduğu nakledilmektedir. İlçemize ait önemli bir Dini ziyaret yeridir, Özellikle Perşembe, Cumartesi ve Pazar günleri ziyaretçi akına uğrar.
    Sultan Şeyhmus Türbesi: İlçemiz Yüce köyünde Mardin yolu üzerindedir, Asıl adı Şeyh Musa Ez-Zulidir. 1077-1164 yılları arasında yaşamıştır. İlçemizin dini açıdan en çok ziyaret edilen yeridir. Turizm açısından önemli bir yeri vardır. 2008 yılında restore edilmiştir. Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman başta olmak üzere bir çok ilden ziyaretçi gelmektedir. Özellikle bahar başlangıcı ile birlikte ziyaretçi sayısı artar, hafta sonları aşırı kalabalık olur, günde 150-400 arası kurban kesilir,  ziyaretçiler hem dini ziyaret hem de mesire amacı ile gelmektedirler.
    Dermetinan Kalesi: Mazıdağı ilçesinin 20 km. kuzeybatısında ve Gümüşyuva Köyü sınırları içindedir. Mardin’den sonra Diyarbakır’ın fethine karar veren Timur, Mezopotamya’ya Karadağ yönünden açılan boğaza hakim olma, Mardin ve Diyarbakır’ın birbirine yardım yollarını kapatma, her iki tarafın geçidini emniyet altına almak amacıyla arazi üzerinde keşifler yaptırmış ve ilk iş olarak kendisine geçit vermeyen Dermetinan Kalesinin fethini emretmiştir. Kalenin fethi beklendiği gibi kolay olmamıştır. l50 m. yüksekliğinde bir tepenin üst düzlüğüne inşa edilen kale Timur’u uzun zaman uğraştırmıştır.

    Dermetinan Kalesinde dikkati çeken bir özellik Bizans döneminden kalma, kapısında iki mühür bulunan mermer bir mezarlıktır. Burada duvar kabartmalarının orijinal yapısı oldukça önemlidir. Kale, Bizanslılar tarafından yaptırılmıştır. Sekiz burç ve gözetleme kuleleri, kuzeye açılan tek kapı ve içerdeki su sarnıçları bulunmaktadır.

    Zarzavan Kalesi-Sammachisacane (Mardin-Diyarbakır karayolu üzerinde)  İpek yolunun en güzel köşelerinden birinde 50 m. yükseklikteki bir tepe üzerine inşa edilmiştir. Yapılış amacı tamamıyla kervan ticaretiyle uğraşanların güvenliği içindir. Timur’un Mardin’i zaptetme girişimleri sırasında bu kale ele geçirilmiş, karşı koyanlar öldürülmüş ve ardında bir harabe bırakılarak çekilip gidilmiştir.
 
 
 
 
ÖMERLİ
 
 
     İlçe sınırları içindeki arazi yapısı, birbirlerini izleyen ters kompartıman şeklinde olup, genel olarak kuzey - güney doğrultusunda bölünmüş derelerin etrafındaki rakımı 1100 ile 800 metre civarındaki tepelerden meydana gelmektedir. Arazi yapısı kapalı olup, boyu 0.50 metre ile 3.5 metre arasında değişen meşelik bitki örtüsüyle kaplıdır. Bitki örtüsünün yoğunluğu kuzeye doğru azalmaktadır. İlçe sınırları içerisinde kaynak veren derelerin de yardımıyla vadilerdeki kısmen düz araziler sulanabilmektedir.
     İlçede karasal iklim yaşanmaktadır: Yaz aylarında sıcaklık ve yağış düşüklüğü, Kış aylarında sert soğuk ve kar yağışı gözlenmektedir. Zaman zaman aşırı kar ya da aşırı yağmur yağışının kaydedildiği mevsimler mevcuttur.
     Yakın tarihe kadar nüfusun tamamına yakın kısmı çiftçilik ve hayvancılık ile geçinmekte iken son yıllarda küçük el sanatları, taşımacılık ve ticaretle uğraşın artığı görülmektedir. Tarımda egemen faaliyet türü bağcılık olup, tahıl ve mercimek bunu izlemektedir. Bağlara musallat olan Ağustos böceği üzüm verimini düşürmüştür. Tahıl ürünleri aile ihtiyacını karşılayacak kadar ekilmektedir.       
    Mardin - Midyat  karayolu üzerinde bulunan İlçeye bir yabancı geldiğinde İlk bakışta özellik taşımayan betonarme ve taş binalardan oluşan topluca bir ilçe görecektir. Yaklaşık 479 adet çeşitli alanlarda iş yapan esnaf ana cadde durumundaki Hürriyet  caddesi boyunca yerleşmiştir. Hemen her alanda tüketim malları bulunmaktadır. Ancak küçük sanayi niteliğindeki iş kolları zayıftır.
     İlçemizde 1 Çok Programlı Lise, 1 Halk Eğitim Müdürlüğü, Merkezde 5 İlköğretim ( Biri Yatılı İlköğretim Bölge Okulu ) ve köylerde 23 İlköğretim olmak üzere toplam 28 İlköğretim okulu, 1 Anaokulu, Lise bünyesinde Okuma Odası olmak üzere toplam 36 okulumuz hizmet vermektedir.
ÖMERLİ İLÇESİ GÖLLÜ-BEŞİKKAYA HARABELERİ
     Göllü-Beşikkaya harabeleri Ömerlinin doğusunda yer alan bu köylerdeki harabeler muhtemelen geç roma erken Bizans dönemine aittir. Bu bölge Turabidin (kaşyari-masius) olarak bilinmektedir. Romanın Sasanilerle olan doğal sınırı olduğu için burada birçok savunma amaçlı kaleler bulunmaktadır. Burdaki harabelerde kale, mabet, evler ve kaya mezarları gibi birçok mimari kalıntıya rastlanmaktadır.
 
 
 
SAVUR
 
 
Coğrafi Yapısı ve Tarihi :
   Savur Mezopotamya’nın kuzeyinde yer alır. Doğusunda Şırnak, batısında Şanlıurfa il sınırı, kuzeyinde Diyarbakır, güneyinde ise Mardin bulunmaktadır.

    İlçe, Mardin’in kuzeyinde ve 1049 kilometrekare yüzölçümünde olup, İl Merkezi’ne 47 km.lik asfalt bir yolla bağlıdır. İlçe Mardin tarafındaki dağların sonu olan tepe ile kuzey tarafındaki doğal kale arasında bir deve boynu teşkil eden sırtın üst ve yan yüzeyleri arasında kurulmuştur. Rakımı ortalama 900 m.dir. İçinden Savur çayı geçmektedir. Yüzey şekilleri sürekli olmayan sırtlar halinde ve sönmüş volkan kalıntısı şeklinde göze çarpar. İlçenin kuzey batısında yer alan geniş düzlüklerde elverişli şartlarda tahıl ekimi yapılır. İlkbahar yağmurlarının bol olduğu yıllarda iyi mahsul alınır. Sulanabilir vadilerde ise genellikle sebze, meyve ve kavakçılık yapılır. Bazı köylerimizde son zamanlarda kiraz bahçeleri teşkil edilmiştir. Belirli bölgelerde küçük çapta kavun ve karpuz yetiştirilmektedir. Hayvancılık ilçemizin önemli geçim kaynağı iken terör ortamının olumsuz etkisi ile hayvancılıkla uğraşan insanların kırsal kesimi terk etmeleri ile hayvancılık giderek azalan bir geçim kaynağı halindedir. İlçemizde Akdeniz iklimi ile birlikte karasal iklimi hüküm sürer. Kışlar çok soğuk olur, yazlar sıcak ve kurak geçer. Yağışların büyük bir kısmı ilkbahar aylarına rastlar. İlçenin doğal bitki örtüsü çalı formundaki meşeliklerden oluşmaktadır.
 
    İlçemizin tarihi çok eski olup, Etiler’e kadar uzanmaktadır. Daha sonra Roma İmparatorluğu ve Bizanslıların hâkimiyetine geçmiştir. Sasaniler ve Melikşah’tan sonra XII. Yy.da 300 yıl hükümdarlık süren Artukoğulları Savura hâkim olmuştur. Artukoğulları’ndan sonra Karakoyunlular ve Akkoyunlular bölgede hâkimiyet kurmuşlardır. Savur, Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı Devletine katılmıştır. 1884 yılında İlçe statüsüne kavuşmuştur.               
 
     Asur Kralının (İ.Ö. 1300) kuzey Suriyenin büyük bölümünü aldığı seferde Şaru kentinden söz edilmektedir. Bu kentin Savur olduğu ileri sürülmektedir.

     II. Surnasirpal M.Ö . 883 - 859 yıllarında Şaru kentinde isyan çıktığını ve Habur a doğru yayıldığını saptamış ve Şaru ya gittiği araştırmacılarca da doğrulanmıştır. 

     Bizanslıların Tur Abidinde yaptıkları imarlar sırasında Sauras olarak anılmış olup Bizanslılardan sonra Sasaniler dönemi içersinde Staor olarak anılmıştır. Savur’ u içine alan kuzey Mezopotamya nın ilk tanınan halkı Huriler’dir. M.Ö 1300 yıllarında Asur kralı Adat Nirari nin kuzey Suriye’yi aldığı savaşta Şaru (savur)kentinden söz edilmektedir. Tur Abidini de savur geçidi yoluyla almıştır.

     Asurlular döneminde Savur dan Musul a kavak ticareti yapılmaktaydı. Kavaklar Dicle ırmağına taşındıktan sonra şişirilen deri tuluklar üzerine istif edilerek Hasan Kaf li (hasankeyf) usta salcılar yönetiminde Musul a götürülüp pazarlanırdı. Bu iş Savurlulara yüklü miktarda para kazandırmaktaydı. Günümüzde gelişmiş olsa da halen yapılmaktadır. Savurun büyük gelir kaynağı arasında ilklerde yer almaktadır.

     Pers dönemi M.Ö. 7 yüzyılda Persia adının verdiği körfezin doğusunda eyaletin adıdır. Pers handan Ahamenidlerin yönetimi altındalar. Artan Med baskısı nedeniyle ile dağlara çekilip varlıklarını gizlemişlerdir. Kral Kinus 529-559 büyük babası Med kralı Key Astiyağı tahttan indirerek Pers devletini kurdu.

      Yüzyıllardır ortadoğu ve Savur’un da içinde bulunduğu bölgeyi etkileyen; özellikle Roma-Sasani çekişmesin de etkinliğini duyuracak Pers imparatorluğunun Menli Kirosun Babilde sürgündeki Yahudileri serbest bırakmasını istedi. Kirosun Yahudilere gösterdiği bu lütuf ilerde Romalıların egemenlikleri altındaki Musevilere şüpheyle bakmalarına neden olacaktır. Esaretten kurtulan Yahudilerin birinci kısmı Suriye ye ve yukarı Mezopotamya ya yerleştiler.

      Partlar: M.Ö. 247 yılında Arşak adında biri Yunanlılara başkaldırarak çıktığı bölgede Partlar adında bir devlet kuruldu. Partlar siyasi bağımsızlıklarını genişleterek büyük bir güç olarak Romalılara rakip oldular. Medlere saldırarak Fırat ve Dicle arasındaki bölgeyi ellerine geçirdiler. M.Ö.160-139 tarihi arasında birinci Mithridates, Fırat kıyılarına kadar Savur bölgesini ve tüm Mezopotamya’yı Part ülkesine kattı.

     Romalı komutan Lukalias 68 yılında Tiğranın eski başkenti Arteksata almak üzere Malaz kent bölgesine yürüdü. Kışın yaklaşması nedeniyle Romalılar Mezopotamya ya inerek Tiranın elinde olan Nisibis i (Nusaybin) kuşattı.Kent tuğlalarla örülü iki surla çevriliydi. Tiğranın kardeşi Vali Guros iç kaleye çekildi ancak çatışmadan sonra teslim oldu.

     Romadaki çıkarlarını korumak için Pompeyusla anlaştı büyük bir tazminat karşılığında yurdunda kaldı. Pompeyus Romaya döndükten sonra Konsül Makus Carasus suriye ye geldi. Port devletini yıkmak üzere Urfanın Abgar krallığı bölgesine girdi.Karhe (harran) yöresinde Port kralı 1.Ordun ordusu tarafından kuşatılarak birlikleri yok edildi üç gün sonrada kendisi öldürülünce Suriye Diyarbakır ve Savurun da aralarında bulunduğu bütün bölge Abgar krallığının egemenliğinde kaldı. Yazıtlar Aramilerin M.Ö.14 yüzyılda Suriyenin doğusunda yaşadıklarını göstermektedir. Muat kendilerine Kalderiler tarafından verilmiştir.
 
    M.Ö. 1180 yılında Hitit İmparatorunun yıkılışından sonra yeni Hitit krallığı, Mısırlıları hırpalayarak kuzey Suriye den Ürdün e kadar olan bölgeye yerleşmişlerdir. Şam, Hama, Sovba, Tedmor ,Amman ve Edom da askeri ve siyasi olarak oldukça zayıf prenslikler kurdular ve saldırlar altında yarı göçebe olarak yaşadılar. 

    Yahudiler Hz. Musa aracılığıyla Mısır tutsaklığından kurtularak Kudüs e yerleştiler. Babil kralı Mebukadnazarın Filistin i ele geçirmesiyle başlayan Babil tutsaklığından Pers imparatoru Medli Kuros tarafından kurtarılmalarına değin çeşitli boylarla olan ilişkileri siyasi tarihinde olduğu kadar dinsel anlayışlarında parçalamaya yol açmış ve doğal olarak ortaya yeni mezheplerle tarikatlar çıkmıştır. Karailer, Faraziler, Saddukiler, Eseliler ve Katipler gibi Roma egemenliği altındaki geniş topraklar üzerinde çok tanrılı devlet dinleri yanı sıra halk arasında gizli inançlar vardır. Romalıların Yahudilere karşı yürüttüğü sert mücadele putperest kökenli Hıristiyanların Roma ya karşı olmaları nedeniyle rahat gelişmelerini dağladı. Yahudi kökenli Hıristiyanlarla mücadele ederek 200 yıl içinde onları eritmeye çalıştı. Hıristiyanlığın Savurun bulunduğu Mezopotamya ya yayılmasında Süryanice, Urhai, sonradan Osrhoene ve Odessa denilen Şanlıurfa önemli bir yer tutar.

     I. Şapur (241-272) yıllarında Roma imparatoru Gordianusa yenildi. Roma Sasanilerin elinde olan Harran ve Nusaybin i geri aldılar. I. Şapur 272 yılındaki ölümünden sonra yerine I. Hürmüz daha sonra sırasıyla; I.Behram, II. Behram kral oldular. II.Behram döneminde Romalılar ve Sasanilerin aralarındaki barış bozuldu.Çıkan savaşta Sasaniler tekrar yenildi. Barış yapıldıysa da barış korunamadı.

    303-310 yılları arasında krallık yapan II. Ürmua un ölümü üzerine henüz annesinin karnında olan II. Şapur kral ilan edildi. Doğup büyüdükten sonra yetenekli biri olarak tanınırdı. II. Şapur 359 yılında Diyarbakır'ı kuşattı ve 73 gün sonra ele geçirdi. Sasaniler 30 bin ölü verdiler. Aralarında Savurun bulunduğu Diyarbakır ve çevresi Romalılar ve Sasaniler arasında el değiştirdi.

    M.S. 607 yılına kadar Roma ve Sasaniler savaşı sürdü. Halife Ömer den sonra İslam Orduları İran üzerine yürüdü, Üstünlük Araplara geçti ve böylelikle Sasani yönetimi M.S. 645 yılında sona erdi. Savur tarihinin en görkemli dönemi kral Şapur dönemidir. Böylelikle Staor adı da Kral Şapur dan gelmektedir. Söz konusu Staore Staorun yeri anlamına gelmektedir.
 
    Roma İran çekişmelerinde Araplar kuzey Mezopotamya ya ve de Savur’un aralarında bulunduğu bölgeye sık sık girip çıkmışlardır.

   Düzenli Arap egemenliği Sasani hanedanlığı çöküşünden sonra başladı. Müslüman Araplar Dicle Irmağını geçtiklerinde ilkeleri olarak tamamen Keldanilerle tanıştılar. Bu ilkeler Nasturi Merhabinin ilkeleriydi. Müslüman Araplar Marturilere hoşgörülü şekilde yaklaştılar.

    Hz. Muhammed (S.A.V) kendi etkiliğini sağladıktan ve yönetimini pekiştirdikten sonra ilk olarak bir antlaşma yaptı. Müslüman Arapların daha kuzeye yani Savurun coğrafya olarak bulunduğu bölgeye gelişleri Halife Ömer dönemindedir. M.S. 634 644 yılları arasında halife olan, H.z.Ömer in İslamiyeti kuzeye yaymak için görevlendirdiği İslam ordusu, Roma İmparatoru; Perakliusun ordusunu Yarmak savaşında yenerek Suriye yi aldı. İad Bin Ganem M.S. 639 yılında beraberinde Halid Bin Velid, Muaz Bin Caber, Said Bin Zayed gibi komutanlarla; Mardin, Habur, Cizre, Nusaybin, Hasankeyf, Kızıltepe, Savur, Mayafarikini savaşsız olarak ele geçirdi.
 
    O dönemler, Abdulselam Oğullarından Medar Bin Nezar’ın kardeşi, Rabia nedeniyle Mardin den Habur’a Rakka’dan Siirt’e kadar olan Mezopotamya ya Diyarı Rabia denilmekteydi. Savur, Mardin ve yöresi; M.S. 990 yılında Abu Ali Bin Hasan Mervan tarafından Mervaniler ülkesine katıldı.

    Etkinliğini günümüze değin sürdürecek olan bölgede neden olduğu değişmelere geç-meden, Ortadoğu ve Avrupa ya uzanan İslam imparatorluğunun merkezi bölgedeki ekonomik siyasi ve toplumsal durumunu incelemek, sonraki gelişmeleri kavramada yardımcı olacaktır.

    İslam Devletinde bir önceki yüzyılda başlayan iç çöküntü II. yüzyılda daha belirgin bir hal aldı. Bir süre özerk bölgeler hanedanlığına bölünen imparatorluk İslami otoriteyi teslim eden imparator halife tarafından yönetilmiyordu.

    İran’dan Mısıra kadar olan bölge Şii Generaller ve Aristokların elindeydi. 11.Yüzyıl ortalarına doğru dışardan gelen saldırılar imparatorluğunun ne denli zayıfladığını ortaya koyuyordu. İspanya ve Sicilya da Hıristiyanların önemli bölgelerini ele geçirdiler. Haçlılar yakın doğu olarak bilinen bölgeye girdiler. Bu dönemde göçebe Türklerin çocukları alınıp Memlüklüler tarafından devlet yönetimi ve askerlikte görevlendirilirlerdi. Orduda Türk askerler arttıkça o arada da Arap ve İranlılar azalıyorlardı. İslam sınırının ötesinde de 200.000 çadırı geçen Karahanlılar M.S 960 yılında topluca Müslüman oldular.

   1089 yılında vezirlikten alınan baba oğul (Fahrulddevle ve Amiddevle) İsfahan a çağrıldılar. Gördükleri ilgi üzerine Mervani oğullarını ortadan kaldırmaları konusunda Sultan Melik Şah ı ikna etmeyi başardılar. Fahrulddevle Melik Şahın komutanlarından Altuk Beyin ordusuyla Diyarbakır bölgesine girdi. Amid ve Meyyo Farikin kuşatıldı. Kuşatmadan önce Mervani Mansur bazı önlemler almak üzere Cizreye gitmişti. Uzun ve entrika dolu kuşat-madan sonra her iki kent teslim oldu. Melik şaha ulaşmasına rağmen Mervani Emeri ülkesini kurtaramadı. Böylece 1085 Savur diğer bölge kentleri gibi Selçuklular egemenliğine girdi.

    1104 Yılında Haçlılar Cebeli Akar ve Suruç’a saldırdı. Eminuddin çökmüş Nuseybini çöküşten kurtarmak için yola çıkmış olan Yakut ta yoldayken ölmüştü. Yerine Mardin e kardeşi Ali Altuk egemen olmak istediyse de amcası Eminuddin buna engel oldu. Yerine Cebeliyi (Midyat) verdi.

    1105 Yılında Eminuddin; Şam ve Trablus u kuşatan Haçlılar üzerine yürürken yolda ölünce, Bağdat tan gelen Necmeddin Ilgaz, Hasan Keyf ve Mardin i ele geçirdi. Bu bölge durmaksızın el değiştirdi.

   1133 Yılında Musul Emiri Zengi ile Mardin Emiri Artukoğlu, Hüsameddin Temurtaş la anlaşarak Hasan Keyf Emiri Davut a saldırdılar. Amid önlerinde karargah kurmuş olan Davut, kaleye sığındı. Yapılan 1 günlük savaşta yenilerek kaçtı. Oğlu Süleyman Zengi ise tutsak oldu. Amid önünden uzaklaşan iki emir, Davut a ait olan Mardin yakınındaki Çavra (Savur) kalesini kuşattılar. Zengi kaleyi ele geçirerek Artuklulara verdi.

   1258 Yılında Mardin üzerine yürüyen Mogol Hülaguyu Nuseybin de Ahmad Nasruddin Artuk Arslan karşıladı. Yenilince Mardin kalesine çekildi Hülagunun oğlu Yaşmut Mardin i kuşatırken Necmeddin Gazi öldü. Yerini Melik El Muzaffer Kara Aslan aldı. Muzaffer Kara Aslan hükümdar olunca (1258) Mogol egemenliğini kabul etti ve Hulagu adına para bastırdı. Mısır ve Suriye egemenliği biten ve kendisine sığınan son Eyyubi ye Savur Kalesini verdi. Ancak burada kalmayarak Hasan Keyf’e geçti.

    1394 yılında Timur Mardin e yürüdü. Mardin e geldi ve hemen kuşattı. Çevreyi yakıp yıkmaya koyuldu. Sultan İsa, Timur a bağlılığını bildirdiyse de askerlerin kente saldırı düzenlemesi üzerine zincir vurularak İran daki Sultaniye ye götürüldü ve hapis edildi. Timur tarafından Mardin ve bölgesinin fethi ile görevlendirilen Kara Yörük Osman Bey, Artuklular için sürekli tehdit oluşturdu.

     Osman Bey bir ordu hazırlayarak bölgede bulunan Savur Kalesi ni aldı. 1405 yılında Timur un ölümünden sonra Şam yöresindeki dağınık Türkmenlerle birlikte Mardin dolaylarına gelen Kara Yusuf, Sultan İsa tarafından iyi bir şekilde karşılandı. Hamile olan eşi Kara Koyunlu Hanedanının en tanınmışı olan Cihan Şah, Mardin’de doğdu.

    1417 yılında Kara Yusuf un Kahta ya yakın bir bölgede Kara Yörük e saldırdı. Ordusunun bir bölüğü Minşar Kalesi altındaki Kürt obalarını yağmaladı. Kara Yörük bozguna uğradı. Mardin in Kuzeydoğusundaki Savur Kalesi Kara Yusuf a teslim edildi. Kara Koyunlu Egemenliği Mardin ve Savur da 1432 yılına kadar sürdü. Bu tarihte Kara Yörük Osman yöreyi Kara Koyunlu Muhafız Emir Nasır’dan aldı.
 
    1515 yılında Bıyıklı Mehmet Paşa, Mardin kuşatmasında çok az sayıda asker bırakarak Mısır üzerine yürümekte olan Yavuz Sultan Selim e katıldı. Mercidabık Savaşında Halep Osmanlıların eline geçince, Bıyıklı Mehmet Paşa birlikleri ile tekrar Mardin e dönerek kuşatmayı güçlendirdi. Mardin Kalesini ele geçirmesinden sonra Sasonlu Mehmet Bey, Davut Bey ve Kürt egemenleri Malik Halit Eyyubinin de girişimi ile savaşılmadan Savur Kalesi alındı. Savur un Osmanlılar tarafından alınması haberi Yavuz Sultan Selim e Şam’dan Mısır’a hareketi sırasında 15 Aralık 1516 tarihinde iletildi.

    1518 yıllarında Mardin Kalesi fethedildikten sonra Liva(Sancak) haline getirilerek Diyarbakır’ a bağlandı.1526 yılı icmal defterinde Savur, Mardin e bağlı bir yer olarak gösterilmekte ve Tanrı Kulu Yusuf adlı kişinin uhdesine verildiği belirtilmektedir. Bu yıllarda Mardin Sancağı içerisinde en önemli üç yerleşim yerinden biride Savur’dur. Bununla beraber Savur a bağlı köylerin dördü Hıristiyan, diğerleri ise Müslüman inancına sahiptir.65,8 i Müslüman 34,2 si Hıristiyanlarındır.

    Savur un 1530 da bir kaza haline getirildiği ve 1540 yılında da Amid e (Diyarbakır) bağlandığı görülmektedir. Aynı yılda Kethüda adında bir kişinin yönetiminde 17 hane 1 Mücerred nüfusa sahip Buzulay Türkmen grubunun ilahi köyüne yerleştiği görülmektedir. Zamanla düzen yozlaşıp gelir azalınca Beyler Beyi, Savaşa yeterli asker çıkarabilmek ve barışta düzeni koruyabilmek için, Besledikleri askerle Sekban (ordu) sarıcların sayısını arttırmak zorunda kaldılar. Bu nedenle vergi almaya başladılar. Savurun Kadısından (hakim) iki bin kile(tahıl ölçeği) arpa, beş yüz kile un, iki yüz Batman yağı yollanmasını istediler.

   1840 yılında Diyarbakır eyaleti arasında bulunan Savur ve Midyat’ında bulunduğu 41 idari bölümden oluşmaktadır.
 
 
 
 
 
YEŞİLLİ
 
 
    Genç bir ilçe, cennetin güzel meyvelerini kıskandıran kiraz bolluğu ve misafirperverlik... Mardin merkezinin kuzeydoğusunda yer alan Yeşilli, doğanın cömertçe oluşturduğu yemyeşil bir vadinin içinde mesire yerleriyle ün salmış bir ilçemizdir. Romalılar devrinde yapılmış su kanalları, çeşmeler, bentler ve değirmenler görülmeye değerdir. Bahçe kültürü son derece gelişkin olan ilçede yeşillikler içinde kasırlara rastlamak mümkündür.
    2000 yılı Genel Nüfus Sayımına göre ilçenin nüfusu 30.000'dir. İlçeye bağlı kasaba belediyeleri ve köylerin nüfusu 2.337'tür. Mevcut nüfusun %93'ü şehir merkezinde geriye kalan %7'si ise kırsal kesimde yaşamaktadır. Yörenin geçim kaynağı tarımsal ürünlere ve nakliyeciliğe dayalıdır.